Dinleyin Müslümanlar, sözüm size…

Ulus devlet anlayışı Fransız ihtilalinden sonra İslam ümmetinin yüreğine hançer gibi saplanmış, hilafetin ortadan kaldırılması ile bu yaraya tuz bastırılmıştır. Ulus devlet anlayışı, günümüzde bile halkı Müslüman olan bir devlet liderinin dile getirdiği gibi “Biz üniter bir devletiz” sözü ile anlam bulanıklığını ortadan kaldırıyor. Yani ulus devlet sınırları, milliyetçilik merkezli; İslam’i perspektif karşıtı bir anlayış ile çizilmiştir. Şu an bulunduğumuz noktada ise var olan sınırlar, haçlı birliklerin bizler için uygun gördüğüyle şekillenmektedir.

Musa Yıldız / Arşîv

Devlet, sosyal bir yapıdır. Bu yapı tarih boyunca kendi yönetimi altında bulunan halka hizmet etmek için var olmuş ve değişik yönetim sistemleri ile günümüze kadar sosyolojik bir gerçeklik halini almıştır. Her toplum, sahip olduğu inanç ve değerleri dikkate alacak bir yönetim sistemi ile yönetilmek ister. Toplumsal düzenin sağlanması, yönetilen halkın inanç ve değerlerini dikkate almakla mümkündür. Aksi bir durum ise toplumsal istikrarsızlığı ortaya çıkaracaktır.

Bizler, Müslümanlar olarak da aynı şekilde inanç ve değerlerimizi dikkate alacak bir yönetim sistemi ile yönetilmek isteriz. Buna İslam’i literatürde ‘Şeriat’ diyoruz. İsteğimiz, arzumuz, mücadelemiz, yaşamımız ve ölümümüz bizleri yaratanın bize uygun gördüğü şeriatı ikame etmek içindir. Fakat Müslümanlar 100 yıldır hilafetsizliğin zilleti ile yaşamakta, Allah’a karşı savaş açanların zorla kabullendirmeye çalıştığı yönetim sistemleri altında yaşamaya zorlanmaktadır. Nitekim şu an üzerinde yaşadığımız sınırlar, İngilizlerin daha önce bizler için uygun gördüğü sınırlardan müteşekkildir. “Hilafet varken itaat, hilafet kaldırılınca isyan vacip oldu” diyen Şeyh Said’in sitemi; yönetimi, ulus milliyetçiliği merkezli olan laiklikle, Kemalizmle yönetilen bir devlete idi.

Her toplumun hakkı – Kürtlerin hakkı

Hulasa, değinmek istediğimiz konu devletin sosyal bir yapı olması, kendi halkına hizmet etmek için var olması gerektiği, her kavmin bir devleti olduğu gibi Kürtlerin de bu hakka sahip olduğu gerçekliğidir. Her toplum kendi siyasi, sosyal ve ekonomik düzenini yönetme hakkına sahiptir. Bu İslami bir perspektif, evrensel bir gerçekliktir. Yani hilafetin olmadığı bir durumda bağımsız bir Kürt Devleti talebi, meşru bir taleptir. Çünkü İslam’i anlamda, sistemi laiklik ve demokrasi olan bir devlete itaat etmek bir zorunluluk değildir. Bu herkesçe kabul edilip inkar edilemeyen bir durumdur. Yani her kavim, kendi kaderini tayin etme hakkına sahip ise Kürtler de aynı şekilde bir kavim olarak bu hakka sahiptirler.

684x384_386438.jpg

Madem bu durum herkesçe kabul ediliyor, neden bağımsız Kürt Devletine karşı çıkılıyor ve neden Kürtler ısrarla bağımsız bir devlet olmak istiyor?

Karşı çıkılmasının sebeplerini bir kaç başlıkta toparlayabiliriz:

  1.  Milliyetçi, ırkçı kesimlerin üniter devlet anlayışı ile bölünmezlik kaidesi.
  2. Yönetimdeki muhafazakâr lider ve partilerin “ümmet bölünüyor” ideolojisini, tezini ortaya atması.
  3. Muhafazakar siyasiler ile aynı düşünen İslami cemaat ve tarikatların taassupçu bağlılığı.
  4. İsrail, ABD vs devletlerinin yani dış aktörlerin çıkarları ve İsrail’in vaat edilen toprakları ele geçirme planı düşüncesi.

Öncelik olarak birinci madde hakkında konuşacak olursak; kendi ırkını üstün görüp diğer kavimleri hakir görenlerin ne İslami anlamda, ne de evrensel hukuk çerçevesinde haklı bir yönleri vardır. Yani gerek İslami perspektifte, gerekse de evrensel ahlak kuralları anlamında bu kesimin hiç bir haklı gerekçesi yoktur. Başka kavimlerin kendi kaderlerini tayin etmelerine karşı olmalarının tek gerekçesi kavimcilik-ırkçılık hastalığıdır. Bu sebeple fazla üzerinde durulmasının zaman kaybı olacağını düşünüyorum.

“Ümmet bölünüyor”

İkinci maddede ise yönetimdeki muhafazakar kesimlerin “Ümmet bölünüyor” ideolojisi yer alıyor. İdeoloji diyorum çünkü, bir halkın doğal haklarını inkar etme niyeti barındıran bir cümle söz konusudur. Son zamanların en yaygın cümlesi olan “Ümmet bölünüyor” ideolojisi, kötü niyet barındıran süslendirilmiş bir cümledir. İşin komik tarafı ise bu cümleyi kullananlar demokrat, laik ve kemalist bir yönetimin işleyişinde aktif rol oynayanlardır. Söz konusu ümmet; şeriat ile yönetilmek isteyen, zina evlerinin, içki dairelerinin, kumarhane odalarının kapatılması gerekliliğine iman etmiş Müslümanlardır. Sizin ümmet bölünüyor derken kastettiğiniz kesim kimdir?

Eğer bunlar Müslümanlar ise neden onların inanç ve değerlerini dikkate almayarak zina evlerinin, kumarhane odalarının, içki dairelerinin açık kalmasına izin veriyorsunuz? Neden bu halkın yönetilmek istediği sistem ile yönetilmesine izin vermiyorsunuz? Şu an yönetiminde bulunduğunuz bu sistem ve yönettiğiniz bu devletin sınırlarını çizenler İngilizler değil mi? Sahi siz hangi Ümmetten bahsediyorsunuz? Ümmeti o kadar düşünüyorsanız neden halen 100 yıldır Kemalizm olduğu yerde köklerini sağlamlaştırmaya devam ediyor?

Bölünmeye karşı olan ülkeler, birleşmeye hazır ülkeler olmalıdır

Türkiye ve Irak birleşsin de görelim “ümmetin bölünmezlik” samimiyetini. “Ümmet bölünüyor” endişesi mi taşıyorsunuz gerçekten? O halde gelin İngilizlerin çizdiği bu sınırları kaldıralım da, o zaman Ümmetin bölünmesine hiç birimiz izin vermeyelim. Sınırları kaldırdığınız halde yine bölünmek isteyenler olursa, tutalım ümmeti bölenlerin şah damarından…

Üçüncü maddede ise muhafazakar siyasiler gibi düşünen cemaat ve tarikatlar var. İslami cemaatler her zaman için hükumetten farklı olarak alternatif bir dil kullanmalıdırlar. Aksi taktirde İslami bir cemaat olmanın hangi işlevini yerine getirebilmiş olabilecekler ki? İslam’i bir cemaat, siyasi bir partinin sözcülüğünü yapacaksa, nasıl alternatif bir çözüm olabilecek ki? Kürtlerin meşru devlet talebini kabul etmemeleri, hükumete olan taassupçu bağlılıklarından ileri gelmektedir. Taassubuna kapıldıkları yönetimin, laik olduğunu da hatırlatmış olalım…

Dış aktörlerin çıkarları

Dördüncü ve sonuncu gerekçe ise dış aktörlerin bu noktadaki çıkarları ve İsrail’in vaad edilen toprakları ele geçirme planı düşüncesidir. Kürdlere, dış aktörlerin çıkarlarının olmadığı bir Müslüman ülke gösterin, onlar da bu taleplerinden vazgeçsinler. Madem İsrail bu toprakları ele geçirmek için Kürtlerin meşru taleplerini dikkate alıp kendi çıkarı için dahi olsa yardım ediyorsa, ne diye siz Müslüman kardeşinize yardım etmeyip Yahudi’nin vicdanına bıraktınız? Kendi Müslüman Kürt kardeşlerinize sahip çıkıp meşru taleplerini dikkate alsaydınız mevcut durum daha da farklı olurdu.

Peki Kürtler neden ısrarla devlet istiyor?

dersim-katliamc4b1
                                             Dersim Katliamı

Çünkü Kürtler tarih boyunca despot yönetimler tarafından her türlü asimilasyona maruz kalmış, zamanında ciddi bir soykırım girdabından geçmiştir. Dersimde on binlerce Kürt, Kemalist yönetim tarafından katliama uğramış, nice köyler yakılıp-yıkılmış ve nice kadınlar tecavüze uğramıştır. Yılarca kimliksiz yaşamış, dili yasaklı bir şekilde bu günlere kadar gelmiştir. Uzak değil, yakın bir tarihte Enfal katliamını yaşamış ve bu katliam, ümmet bölünüyor çığlığı atanların gözleri önünde gerçekleşmiştir. Türkiye’de halen kendi ana dilinde eğitim görme hakkından mahrum bir halk söz konusu. Kürtlerin kendi devletleri olsaydı bunları yaşamış olacaklar mıydı?

Sosyalist ve Komünist olan PKK, zulmün ortaya çıkardığı bir örgüttü. Ben PKK’yi bağımsız bir örgüt olarak görmüyor, zamanında bizzat başkanlığını yapmış olan kafir Öcalan’ı da Kürtleri dinsizleştirmek için ortaya çıkarılan bir proje adamı olarak görüyorum. PKK, Kemalist rejimin Kürtlere yapılan zulümleri meşru dairelere çekmek için kullandığı bir örgüttür. Amacı dinsizlik olan bu örgütün halkı için mücadele verdiğini düşünmek akıl karı değildir zaten. İngilizler, Selahaddin Eyyubi gibi birini çıkartırlar endişesi ile Kürtleri dört parçaya böldü ve bu dört parçada da dinsizleştirme projesi geliştirdi. PKK de bu projenin bir parçasıdır. Evet Kürtler bu gelgitlerden kurtulmak için ısrarla kendi bağımsız devletlerini istiyorlar.

8573101882_535f48e9d8_k-554x380
Herkesin malumu olduğu gibi IKBY başkanı Mesud Barzani, Irak’tan ayrılarak bağımsız bir devlet olabilmek için halkı referanduma götürdü. Bunun meşru olup olmadığı konusunu tartışmaya gerek bile görmüyorum. İsteseniz de istemeseniz de bağımsız bir Kürt devleti kurulacaktır. Önemli olan bundan sonra ne olacağıdır. Türkiye buna karşı çıkarak “Irak’ın bölünmesine karşıyız” açıklamasını yapıyor. Türkiye, Sünni bir ülke olmasına rağmen Sünni Kürtlerin, İran ve Şia güdümlü Irak yönetiminin boyunduruğunda kalmasını istiyor. Peki neden bunu istiyorsunuz? Cemaatlere de soralım siz nasıl Şiilerin Sünnileri yönetmesine tahammül edebiliyorsunuz? Yeri geldiğinde Şia akidesinin İslam dışı olduğunu dile getirmiyor muyuz? Peki neden Şii bir yönetimin Sünni bir halkı yönetmesine karşı çıkmıyorsunuz? Şii bir devlet yapısı ile komşu olacağınıza, Sünni bir devlet ile kardeş-komşu olmanız daha efdal değil mi?

Eğer Kürtlerin, Yahudilerin kucağına düşeceğinden endişe ediyorsanız, ilk sizin sahiplenmeniz gerekmez mi? Ortada bir oyun var: ABD vb. bazı devletler Kürdistan’a karşı olduklarını söylüyorlar ama aslında referandumdan sonra resmi olarak tanıyacaklardır. Türkiye de, İran ve Irak’a bakarak karşı olduğunu dile getiriyor. Ama ne zaman ki İsrail ve ABD, Kürdistan’ı resmi olarak tanırsa o zaman Kürtler ve Türkler arasındaki duygusal bağlar kopacaktır. Böylece Kürt gençleri “Müslümanlar bize sahip çıkmadı ama İsrail bize sahip çıktı.” diyerek belki de bir çoğu İslam’dan soğuyacaktır.

İkinci İsrail mi?

Kürdistan’a ikinci İsrail diyen Türkiye, birinci İsrail’i resmi olarak tanıyan ilk ülke olmakla birlikte dostluğunu her zaman için dile getiren halkı Müslüman bir ülkedir. O halde Türkiye’ye de ikinci İsrail’dir mi diyeceğiz? Durum böyleyken yani kurulması kesin iken Kürdistan karşıtlığı, Müslüman Kürtleri Yahudilerin vicdanına itme projesidir.

Kürdistan kurulsa da kurulmasa da mücadelemiz, Allah’ın dinini hakim kılmak olacaktır. Yahudi sempatizanlığı dalgasını oluşturacak her türlü tepkiden sakınılması gerektiğini düşünmekle beraber, Kürt gençlerinin fıtratının bozulmaması için elimizden geleni yapmalıyız. Ben Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın referanduma karşı olmadığını, önümdeki başkanlık seçiminden dolayı milliyetçi tabanı tatmin etmek için karşı çıktığını yansıtmaya çalıştığını da düşünüyorum. İki yıl önceki konuşmasında Osmanlı devletinde Kürdistan eyaleti olduğunu ve Türkiye’de de eyalet sistemi olunca Kürdistan eyaletinin olmasını istediğini dile getiriyordu. Buna karşı çıkanların ise tarihten hiç bir şey bilmediklerini söylüyordu.

Kürtlere de bağımsızlık

Her halükarda nasıl ki, Doğu Türkistanlılar’ın Komünist Çin rejiminden bağımsız olması isteniyorsa, Filistin’in Yahudilere karşı bağımsız olmasını istiyor ve Arakanlı’ların Budist Myanmar hükümetinden bağımsız olmasını istiyorsak; IKBY’nin de Şii Irak yönetiminden bağımsız olmasını istemeliyiz.

Temennimiz ve mücadelemiz Allah’ın dininin hakim olmasıdır. Bizi, bu ulus devlet zilletinden kurtarıp, ulus bayraklar etrafında değil de, Hilafet çatısı altında, Hilafet bayrağının etrafında toplamasını Rabbimizden niyaz ediyoruz. (Amin)

0 thoughts on “Dinleyin Müslümanlar, sözüm size…

  1. Tarih tekerrürden ibarettir deniliyor, kürdistanda yapılan bu referandumla,kürdistan gerçekten bağımsız ve İslami bir yola girermi acaba yoksa türkiye sürecinde olduğu gibi tümüyle türkiye devletinin girdiği evreye saplanıp ta toplumun islam dan uzaklaşması ile bir süreç yaşar. Bunu bilemiyorum.

  2. En son paragrafi görmezden gelirsek bu tahlil akla yatkin ve gercekci bir analizdir. Sunnilerin Sii karsiti olmasi gerekmez, yeterki emperyalizme karsi olsunlar. Ayni sey Siiler icinde gecerli. Ummet degil özgur vatandas olmak önemli, ust kimligi ne olursa olsun,
    Celal Alpparslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir