Her bijî Seûdî?

Kürtlerin şu an “milliyetçi” olması gerektiği düşüncelerinin ifade edildiğini görüyoruz. Yani Kürtler diğer halklarda yanlış olan her şeyi taklit etmeli ki, birlik içinde bir halk olabilsin. Kürt, birlik içinde bir halk olabilmek için daha önce birlik içinde olan halklara bakıp, onların milliyetçilik ve bu konudaki inanılmaz coşkusunu örnek almalı (mı?): Milliyetçilikleri uğrunda, dudak uçuklatan pragmatizmi, bitmek tükenmek bilmeyen düşman yaratma sevdası (tabi düşman yaratınca, sahneye her zaman kahraman olarak çıkabilirsin) ve insan ırkı arasında düşmanlık, fitne, fesat ekebilecek ne varsa bu uğurda yapılmalı.

Sorunu çözme yolunda çoğu zaman seçilen yolun nasıl bir sonuç getireceğini düşünememe sorunuyla karşılaşıyoruz. Çünkü an’a odaklanıyor ve etrafı büyük oranda unutuyor/boş veriyoruz.

Peki diğer halklardan örnek almayı öğütlediğiniz milliyetçilik nasıl bir şeydir?

TŸrkei / Izmit / Protest / OrangenHer şeyden önce yapışkandır. Senin kalbini alır, senin gibi olan başkalarının kalbine yapıştırır. Ama bu yapışkan son derece kalitesizdir. Yani sen ayrılabilirsin. Ayrılmaman için senin zihnini de yapıştırması gerekir. Bunun için ise çeşitli yolları vardır: algını yönlendirir, duygularını kullanarak coşturur. Yani sana “bak bunlar hepsi sana karşı! Sana haksızlık ediyorlar!” der. Sende kalkıp eline portakal-bıçak alır ve onların faşizmini protesto edersin. Sana “kutsal” sınırların uğrunda katliamın ne kadar da meşru olduğunu ve seni nasıl da şehadet mertebesine yükselttiğini anlatır. Ve sen koyununu kuzusunu bırakmadan darmadağın edersin “sınırına göz dikenleri”. Sana her zaman ilk önce “karşı olmayı” öğretir. Senden olmayan, senin gibi olmayan her şeye karşı dik durmalısın. Hatta aslında her şey ve herkes sana karşıdır. Sen o yüzden ulu ırkdaşlarını herkesten güçlü yapmalısın. Bunun için birçok ayıya köprüyü geçene kadar dayı demen gerekebilir. Ama müsterih ol; sonunda ipleri sen eline alacağına dair şaşalı sözler verir.

Diğer halklardan yeteri kadar örnek verdiğimi düşünüyorum. Gel gelelim Kürde. Amaçlarına destek verdiği için Suudi Arabistan gibi despot bir ülkeye ve onun müttefiklerine destek vermek Kürdün, Türk taklididir. Kürdün (anlam yitimine uğramış olan) milliyetçiliği, dininin yani adaletin üstünde tutmasıdır. Kürdün, Türk işgaline karşı duruşu ama bir başka halkın işgalcisi olan İsrail’i müttefik-dost görmesi de diğer halklardan ithal milliyetçiliğe örnektir.

Mücahit Bilici’nin “Hamal Kürdünden” bir alıntı ile sözlerimize devam edelim:

“Ekmeksiz yaşamamak için hürriyetsiz yaşamaya mecbur olduğuna inandırılmıştır (Kürt). Kürtlerin bu tahakkümden kurtuluş çaresi nedir? Bana göre çare ikidir: Ya hakperestlik (eğitimle ulaşılır) ya da milliyetçilik (eğitime gerek duymaz, duyguyla ulaşılabilir bir karşı-milliyetçilik). Bunun halkta karşılık bulabilecek başka yolu görünmüyor. […] Hakperestliği tercih edenlerin sabır ve eğitime (akla) ihtiyacı var. Bu sorun, demek ki, ya aklın yolu olan “hakperestlik” yöntemi ile çözülecektir, ya da duyguların yolu olan “milliyetçilik” yöntemiyle çözülecektir. İslamiyetten veya insaniyetten yana bir medeniyet (yani sözden anlama) fazileti göstermeyen bir mütehakkim muhataba verilecek en fıtri (hayvani) cevap milliyetçiliktir. Türklerin tamamı olmasa da Türk devleti esasen Kürt milliyetçiliğine layıktır. Fakat Kürtler kendilerini bundan iyisine layık görmeliler. Akıllarını başlarına alabilirlerse duygu yerine akılda ısrar etmek en doğrusudur. Adalet akılla olur. Akılane adaleti benimsemeyenler muhataplarını duygusal tepki olan intikama teşvik ederler. Ya hakperestane bir adalet ya da infialci milliyetçilik bu meselenin geleceğini belirleyecektir.”

Kürdistan’ın bağımsızlığına doğru gidiyoruz. Orta Doğu’nun yapay coğrafi sınırlarının yeniden çizilmesine tanıklık ediyoruz. Toprak sahipliğimiz ebedi değil, dolayısıyla toprak sevdamızın dostluk-düşmanlığımızı belirlemesi ne kadar akıllıca? Kürt için dostluk-düşmanlığın hak ve adalet tutkusuyla şekillenmesi en mühim olanıdır. Kürt Şeyhulislam’ı İbn Teymiyye’nin isabetli ve şaşırtıcı bir sözü vardır: “Allah, kâfir de olsa âdil devleti ayakta tutar, fakat Müslüman da olsa âdil değilse o devleti ayakta tutmaz. Denilir ki; dünya adalet ve küfürle devam eder. Zulüm ve İslam’da devam etmez.”

Aynı şekilde Allah Hud Suresi’nin 117. ayetinde şöyle buyuruyor: “Rabbin, halkı düzgün olan ülkeleri haksız yere helâk edecek değildir.” İslam eşsiz bir adalet üzere kuruludur, eşitlik değil. Çünkü eşitlik mutlak manada adaleti teşkil etmez. Bu sebeple birbirimize karşı eşit-kötülük, eşit-iyilikle değil adalet ile muamele etmeliyiz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s