Amerika PKK’yi destekliyor mu, kemiriyor mu?

PKK’nin doğuşu ve yok oluşuna doğru hızla evrilen zaman diliminde bilgi kirliliği, algı ve toplumsal bunalımlardan sonra geldiğimiz bu dönemin gerçekleri nelerdir? Amerika PKK’ye yardım mı ediyor yoksa PKK’yi yok mu ediyor? Barzani komutasında Rojava’ya girecek olan Peşmerge’nin amacı nedir? Barzani Suriye’deki muhaliflerle barışçıl bir ilişki içinde olacak mı?Bu ve bu gibi soru işaretlerini kendi deneyim ve tecrübelerine dayandırarak yorumlayan Muhammed Tahir’in analizini ilginize sunuyoruz:

Tüm dünyanın ortak bir bakış açısı var: Amerika PKK’ye yardım ediyor ve politika bunun üzerinden yürüyor. Burada unutulan veya göz ardı edilen bazı hususlar var. Birincisi emperyalist ülkeler ve hatta herhangi bir 3. dünya ülkesi bile bir karşılık olmaksızın başka bir yapıya yardım etmez. Bu karşılık örneğin parasal olabilir. Bu durumda bir vekalet savaşı da olabilir. PKK ikisini birden yapıyor: bir yandan aldığı silahlar için bedel öderken diğer yandan vekalet savaşı yürütüyor. PKK dünyanın en zengin örgütlerinden biridir. Bana kalırsa, öyle ki, geliri birçok ülkeden daha fazladır.

Lakin Amerika Yeni Dünya Düzeninde PKK vb. örgütleri yok etme kararını uzun süre önce almıştı. Parag Khanna, Avrupa ülkelerinde yönetimin devletlerden şehirlere, şehirlerden şirketlere, örgütlere yani özel sektöre geçtiğini söylüyor. Amerika’yı ise Bizans’a benzetiyor çünkü Bizans “zayıf krallığının ömrünü şiddetten çok aldatmaca ve diplomasi ile uzatmıştı”. Bu da ABD’nin PKK’yi destekliyor gibi görünüp, yok etmekte olduğuna işaret ediyor. Amerika bu rolü gereği sahada PKK’yi bitirme kararını uyguladı. Türkiye’deki mevcut görüntü Amerika’nın bu hususta İngiltere’yi de ikna etmiş olduğunu gösteriyor.

PKK Kürtleri yozlaştırma, asimile etme görevini bir nebze yerine getirdi ve Kuzey (Bakur) ve Batı (Rojava) Kürdistan’da, Kürtlerin İslami hassasiyetine zarar verdi. PKK, kendisine tabi olmayanların dahi kültürüne etki etti ve Suriye’de final evresine girdi. Böylece bu bölgelerde görevini yerine getirmiş oldu. Mevzu bahis örgütü Rojava’da bitirmek için ilk hamle Kobanî’de yapıldı. Kobanî her ne kadar bir zafer gibi lanse ediliyor olsa da, örgüt için telafisi olmayan bir hezimettir: üç bini aşkın tecrübeli dağ kadrosunu kaybetmiş olması tecrübeli ekibinin büyük bir kısmını kaybetmiş olması anlamına geliyor.

Bakur’un Gever, Cizîr, Sûr, Şirnex, Nusebîn gibi bölgelerinde vuku bulan hendek savaşlarında yedi binden fazla genç öne sürüldü ve öldürüldü. Örgüt, mahalleleri, bile bile, bu -bazen çocuk yaşta- gençlerin kabristanı haline getirdi… Bu gençlerin arasında her ne kadar YDG-H gibi PKK’nin mahalli yapılanması da olsa büyük bir çoğunluğu eline ilk kez silah alan, ilk kez çatışmaya giren tecrübesiz kimselerden oluşuyordu. PKK hendek savaşlarından ötürü Kürtlerden büyük tepki topladı.

Bana göre Amerika öncelikle örgütün Bahoz Erdal gibi etkili liderlerini “etkisiz” hale getirdi. (Bahoz Erdal’ı öldürdüğünü iddia eden Tel Hamis Tugayları isimli ÖSO grubunun varlığı bile şüpheli) Bundan sonra ki süreçte YPG’nin Kobanî’de IŞİD ile olan savaşında ABD çok sayıda YPG militanının ölmesini seyretti. İki tarafı da yıpratan savaşın akabinde – Batı medyası başta olmak üzere – medya YPG’yi, IŞİD’e karşı kahraman ve muzaffer olarak gösterdi ancak YPG’nin de yıpranmış olduğu gerçeği asla konu edilmedi. Oluşturulan bu algı Bakur’daki radikal genç Kürtleri de Rojava’ya gitmeye ikna etti.

ABD kısır çatışmalar ile PKK’yi yavaş yavaş eritirken PKK’nin alt kadroları bunu okuyamadı. Kandil, Ankara ve Washington Kürtlerin umudunu PKK eli ile yok etme evresinin sonuna gelmişken Amerika, Bakur’da PKK’nin bir sonraki neslini önceden yok etti.  ABD’nin organize ettiği süreç içinde Ankara-Kandil danışıklı şekilde binlerce genci mahallelere toplayıp silah yığınağı yapılmasına olanak sağladı. Ve Rojava’ya gitmeyip Bakur’da kalan radikal gençler, hatırlanacağı gibi hendekler de yok edildi. Rojava’ya gidenler her gün IŞİD ile olan savaşta eriyor. Amerika silah satıp, savaşa teşvik ederek Kürtlerin gözünde kahraman-dost-devlet rolünü oynuyor. Esasında konu tam tersi seyir ediyor. Öyle ki, HDP’li vekiller gözaltına alınıp, tutuklanmasına rağmen kimse karşılık veremedi. Çünkü sokağa çıkacak gençler hendekler de yok edildi. Bu bile bize Amerika’nın ne denli sinsi bir politika izlediğini gösteriyor.

Türkiye PKK’ye Suriye’de neden saldırmıyor diyen çok kişi var. Türkiye bu sürecin içinde sadece PKK’nin yok oluşunu izliyor. Türkiye’nin Amerika ile anlaşması Barzani’nin kısa sürede Rojava’yı yöneteceğine işaret ediyor.

Savaş başladığında Güney Kürdistan (Başur) yönetimi 8 ila 9 bini aşkın Rojava’lı Kürdü silah altına aldı ve Rojava için hazır tuttukları gücün 40 bine yakın olduğu biliniyor. Şimdi dünyanın en aptal insanı bile Kürdistan’ın doğmak üzere olduğunu görüyor. Barzani yönetimi, Suriye rejimi tarafından 100 yıla yakın işgal altında tutulan Rojava’yı almak için mutlaka her şeyi yapacaktır. Bunun için kalan PKK kırıntıları ile de savaşacağı kesin. Peşmerge’nin Suriye’de YPG’ye yardım getiriyor sözlerinin pek dürüst olduğunu düşünmüyor ve Barzani’nin o bölgeyi Kürdistan’a yönetimine bağlamaya çalıştığını düşünüyorum. Kürdistan’ın kurulacağı gerçeğini tüm devletler kabullenmiş iken Suriye’de bulunan muhalefetin YPG sonrası Kürdistan bölgesine karşı tutumu nasıl olacak?

Aslında bu da tam bir merak konusu. IŞİD ile olan savaşından ve bunun için tüm şer güçleri ile olan işbirliğinden dolayı muhaliflerin Rojava’da Peşmerge’ye karşı olacağına işaret edebilir. Barzani her ne kadar YPG’ye Suriye’deki, muhaliflerle anlaşması yönünde tavsiyede bulunmuş olsa da YPG bunu yapmadı ve Rojava Esed rejimi ile işbirliği yaptı. Bu da muhaliflerin kim yönetirse yönetsin, Rojava’ya karşı ön yargılı olmalarını sağlayabilir. Tabi ki de Barzani yönetiminin Suriye siyasetine bağlı olarak şekillenecek.

Rojava halkına gelecek olursak, bu konuda muhtemelen YPG’ye karşı savaşanlara tepki göstermeyeceklerdir. Zira özellikle son dönemlerde YPG’nin halka zulmü sık sık gündem oldu. Ancak halk Peşmerge hakkında olumsuz bir izlenime sahip değil. Bu da muhalifleri, sağlıklı bir siyaset için Peşmerge’ye karşı sert bir siyaset izlememeleri gerektiğini gösterir. Yoksa halk muhalefete karşı bilenebilir. Müslüman halkı Müslüman muhalefete karşı bilemek hoş bir sonuç getirmeyecektir. Barzani muhalefet ile çatışmaya girmeyecek gibi görünüyor.

Muhalefet bu hususta dikkatli olmalı, dost ve düşmanı iyi tanımalı ve Kürdistan’ı düşman edinmemeli. Bu toprakların Kürt toprakları olduğunu kabul etmeli ve buna göre bir siyasi duruş sergilemelidir. Muhalif gruplar arasında Ankara ve Riyad gibi dış güçleri memnun etmek isteyenlerin tuzağına düşmeden Kürdistan ile barışçıl siyaset gütmeli. Aksi takdirde süreç iki taraf için de zor olacaktır.

Gün geçtikçe Kürdistan’ın bulunduğu toprağın stratejik açıdan ne kadar önemli olduğunu Japonya bile anlamışken, İslami camianın bunu anlayamaması ve kendisine yarara dönüştürememesi en hafifinden basiretsizliktir.

Bazı topraklar köprü görevi görür bazıları ise kale. Bu yüzyılda Kürdistan’a hakim olan Orta Doğu’ya hakim olacaktır. Bu nedenle herkes -tabiri caizse- kartını ona göre oynamalı. Asimilasyon dönemi bitmişken Kemalistlerinin ağzı ile Kürdistan’a Doğu, Güneydoğu, Kuzey Irak, Kuzey Suriye gibi sözleri bırakın artık.

Fikriniz Kur’an’i ise zikriniz Kemalistlerin veya Şiilerin zikirleri olmamalı.


(Yazarın görüş ve fikirleri bizim görüş ve fikirlerimizi bağlamaz. Analizi yararlı bulduğumuz için sizinle paylaştık.)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s